karagoz.ugur.sitemynet.com
Anasayfam ŞİİRLER FIKRALAR özel yazı ve lgili şeyler
KEMERKAYA YEMEKLER Kişisel Sayfam ÇANAKKALE
BENİM PROJELERİM Linkler Sayfam

özel yazı ve lgili şeyler

Başlık Buraya Gelecek

7. DUA EDEN ELLER

Bu resmi çizen, Albrecht Durer isimli 1471-1528 yılları arasında yaşamış bir ressam. 18 çocuklu bir ailenin resimle ilgilenen iki erkek çocuğundan biri.
İki kardeşin de resme karşı ilgi ve yeteneği vardır. Her ikisi de sanat okuluna gidip büyük bir ressam olma hayali kuruyorlar. Aile ise bu durum karşısında çaresiz. Madencilik yaparak geçinmeye çalışıyorlar ve karınlarını zor doyurabilmekteler.
Bu durum karşısında iki kardeş, kendi aralarında kura çekmeye ve kazananın sanat okuluna gitmesine, geride kalanın daha çok çalışıp diğer kardeşi okutması yönünde bir karar alıyorlar.
Albert ve Albrecht arasındaki bu kurada okula giden, dönüşte diğer kardeşi okuması için okula gönderecek ve kendisi de madende çalışacaktı.
Kurayı kazanan Albrecht okula gider ve bütün öğretim görevlilerini kendine hayran bırakarak çok büyük başarılar elde eder. Okulu birincilikle bitirdiğinde yöredeki bütün <br>okullarda ismi bilinmektedir.
Eve büyük bir gururla döner. Ailesi Albrecht onuruna güzel bir yemek verir. Kendisini öven konuşmalardan sonra Albrecht söz alır ve kendisine bu başarıları yaşatan kardeşine teşekkür eder.
Şimdi sıranın kardeşinde olduğunu ve okumaya göndereceği kardeşi için madende çalışmaktan büyük gurur duyacağını söyler.
Kardeşi ise;
- İmkansız sevgili kardeşim, der... Seni okulda okutabilmek için çalıştığım senelerde bütün parmaklarım madende defalarca kırıldı ve değil kalem tutmak, bir bardağı bile zor tutuyorum.
Kardeşinin durumuna çok üzülen Albrecht ise, kendisini dünyanın en ünlü ressamları arasına sokan o ellerin, kardeşinin ellerinin resmini çizer. Bu gördüğünüz bütün dünyanın Praying Hands (Dua eden eller) olarak bildiği esas ismi Hands (Eller) olan resim Albrecht Durer'in kardeşinin elleridir.


8. FİL AVLAMA YÖNTEMLERİ

MATEMATİKÇİLER
Matematikçiler fil avlamak için Afrika'ya giderler; fil olmayan herşeyi dışarı atıp geri ne kalırsa, onu avlarlar.
DENEYİMLİ MATEMATİKÇİLER
Bir önceki adımdaki işlemi yapmadan önce, en az bir filin bulunduğunu ispat ederler.
MATEMATİK PROFESÖRLERİ
En az bir filin bulunduğunu ispat ederler; ve onun bulunup yakalanma işini yüksek lisans öğrencilerine ödev olarak verirler.
BİLGİSAYAR MÜHENDİSLERİ
1. Afrika'ya git.
2. Ümit Burnu'ndan başla
3. Düzenli bir şekilde tüm kıtayı doğudan batıya tarayarak kuzeye doğru ilerle.
4. Her tarama adımında;
a. Görülen tüm hayvanları yakala
b. Her yakalanan hayvanı bilinen bir fille karşılaştır.
c. Bulunca dur. Vurmaktan eminsen vur.
DENEYİMLİ BİLGİSAYAR MÜHENDİSLERİ
Yukarıdaki algoritmanın durmasını garantilemek için Kahire civarına önceden bir fil yerleştirirler.
ASSEMBLY DİLİ PROGRAMCILARI
Bu algoritmayı, ellerinin ve dizlerinin üzerinde emekleyerek izlemeyi tercih ederler.
DONANIM MÜHENDİSLERİ
Afrika'ya gidip, rengi gri olan hayvanları rastgele yakalamaya başlarlar. Ağırlığı, daha önceden bilinen bir filinkinden yüzde on beş fazla veya az bir hayvana rastlayında dururlar.
EKONOMİSTLER
Bu meslek grubundakiler fil avlamazlar; ancak yeterli ücret ödendiği takdirde, fillerin kendi kendilerini avlayacağını düşünürler.
İSTATİSTİKÇİLER
Peşpeşe N kez rastladıkları hayvana "FİL" adını verip, onu avlarlar.
MÜŞAVİRLER
Fil avlamazlar. Aslında hiçbir şey avlamazlar; Ama, fil avlamak isteyen insanlara saat >ücreti karşılığında tavsiyede bulunurlar.
YÖNEYLEM ARAŞTIRMACILAR
Avcının şapkasının büyüklüğü ile kullanılan mermilerin renginin fil avlama stratejileri üzerindeki etkisini araştırırlar. Tek istedikleri, birilerinin kendilerine "fil" adı verilen nesneyi tanımlamasıdır.
POLİTİKACILAR
Fİl avlamazlar; sadece sizin avladığınız fili kendi seçmenleriyle paylaşırlar.
AVUKATLAR
Fil avlamazlar. Sadece fil sürüsünü izleyerek, sürünün ardında bıraktığı gübrenin mülkiyetinin kime ait olduğunu tartışırlar.
ÜST DÜZEY YÖNETİCİLER
Geniş kapsamlı "fil avlama" stratejileri oluştururlar; ancak bu çalışmaları sırasında fillerin; tarla farelerine benzeyen, sadece sesleri biraz daha kalın olan yaratıklar olduğunu <br>kabul ederler.
KALİTE KONTROL DENETÇİLERİ
Fillerle ilgilenmeyip, avcıların jipe eşyalarını yüklerken yaptıkları hatalarla uğraşırlar.
SATIŞ TEMSİLCİLERİ
Fil avlamazlar. Tüm zamanlarını yakalamadıkları filleri satmaya çalışarak ve sezon açılmadan 2 gün önce malı teslim edeceklerini iddia ederek geçirirler..
BİLGİSAYAR YAZILIMI SATICILARI
Yakaladıkları ilk hayvanı sevkedip, "fil" faturası keserler.
BİLGİSAYAR DONANIMI SATICILARI
Tavşan yakalayıp; bunları griye boyar ve "Masa Üstü Fil" diye satarlar.
GAZETE YÖNETİCİLERİ
Maliyet hesabı çıkardıktan sonra, bir muhabir gönderirler.
GAZETE MUHABİRLERİ
Önce haberini yapayım derken, resim çektikleri sırada filin altında ezilirler.
GAZETECİ YAZARLAR
Yerimiz daraldı bahanesiyle vazgeçerler.

9. SORULAR-CEVAPLAR
Amerikan mahkemelerinde sorulan sorulara devam ediyoruz. Maksat, Amerikalılar'ın zeka düzeyinden halkımızın da haberi olsun.
1. Soru: İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?
Cevap: Ölüm sebebiyle.
Soru: Kim ölmüştü?
2. Soru: Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?
Cevap: Orta boyluydu, sakalı vardı.
Soru: Erkek miydi, yoksa kadın mı?
3. Soru: Bugüne kadar kaç ölü üzerinde otopsi yaptınız doktor?
Cevap: Bugüne kadarki bütün otopsilerimi ölüler üzerinde yaptım.
4. Soru: Bütün cevaplarınız sözlü olmak zorunda, anlaştık mı? Şimdi, hangi okula gidiyorsunuz?
Cevap: Sözlü.


10.GÖKDELENİN YÜKSEKLİĞİ
Bu soru Kopenhagen'daki bir üniversitenin fizik sınavından alınmıştır:
"Bir gökdelenin yüksekliğini barometre ile nasıl bulursunuz, anlatınız."
Öğrencilerden birinin cevabı şuydu: "Barometrenin ucuna bir ip bağlarsınız. Sonra gökdelenin tepesinden asıp sallarsınız. Barometre yere değdiğinde ipin boyuyla barometrenin boyunun toplamı gökdelenin yüksekliğini verecektir."
Bu 'orijinal' cevap, hocayı çileden çıkartmaya yetti ve öğrenci dersten kaldı. Öğrenci cevabının doğruluğu konusunda itirazda bulundu ve üniversite durumu çözmek için başka bir hoca gönderdi.
Bu noktada öğrenci hakkında ne düşünürdünüz? Kararınız ne olurdu? Kalmalı mı geçmeli mi?
Yeni hoca, cevabın aslında doğru olduğuna, fakat kayda değer bir fizik bilgisinin varlığını göstermediğine karar verdi. Sorunu çözmek üzere, öğrencinin en azından asgari bir temel fizik bilgisi olup olmadığını anlamak için ona altı dakika vererek, sorunun sözlü cevabını vermesini istedi.
İlk beş dakika genç sessizliğe gömüldü. Alnı düşünceden kırış kırış olmuştu. Hoca zamanın tükenmekte olduğunu hatırlattığında, genç çeşitli cevaplarının olduğunu fakat hangisini kullanacağına karar veremediğini söyledi. Tekrar acele etmesi tavsiye edilince şöyle cevapladı:
-İlk olarak, barometreyi gökdelenin tepesine çıkartıp kenarından aşağı bırakır, yere inene kadar geçen süreyi ölçersiniz. Binanın yüksekliği (H=0.5 x g x t kare) formülü uygulanarak hesaplanabilir. Fakat barometre için kötü bir seçim...
Veya güneş parlıyorsa, barometrenin yüksekliğini ölçersiniz. Sonra onu bir yere dikip gölge uzunluğunu ve sonra da gökdelenin gölge uzunluğunu ölçebilirsiniz. Bundan sonrası basit bir orantıyı çözmek olacaktır.
Fakat bu konuda gökbilimsel bir cevap istiyorsanız, barometrenin ucuna bir sicim bağlayıp onu bir sarkaç gibi sallandırabilirsiniz; önce yer seviyesinde, daha sonra da gökdelenin tepesinde. Yüksekliği T=2pi kare kvk (I/g) formülündeki farktan yararlanarak bulabilirsiniz.
Yahut da gökdelenin dışarısında bir yangın çıkış merdiveni varsa, barometreyi bir cetvel gibi kullanarak yukarıya çıkarken gökdelenin boyunu barometre yüksekliği biriminden sayıp, bunları toplayabilirsiniz.
Eğer ille de sıkıcı ve ortodoks olmak istiyorsanız, tabii ki barometre ile gökdelenin tepesindeki ve yer seviyesindeki basıncı ölçer, milibar cinsinden çıkan farkı feet'e çevirebilirsiniz ve yüksekliği bulursunuz.
Ancak bizler daima zihnin bağımsızlığı ve bilimsel metodlar kullanma konusunda teşvik edildiğimiz içindir ki en iyi yol, şüphesiz hademenin kapısını çalmak ve yeni bir barometre isteyip istemediğini sorarak, gökdelenin yüksekliğini söylemesi durumunda, ona bu barometreyi vereceğimizi söylemek olurdu...
Şimdi genci dinledikten sonra da aynı şeyi mi düşünüyorsunuz? Geçmeli mi kalmalı mı?
Ögrencinin adı: Niels Bohr.
Fizik'te Nobel Ödülü kazanan tek Danimarkalı.

11.HAYATIMIZDA TEKNOLOJİNİN YERİ
- Boşluk doldurmalı bir form dolduracaksınız. Daktiloyla yazılması gerekiyor ama elinizde laser printer ve bilgisayardan başka bir alet yok. Bu yüzden formu bilgisayara aynen geçiriyorsanız, sonra da arkadaşlarınızı arayıp isterlerse onlara formu diskette verebileceğinizi söylüyorsanız...
- Kendi sigorta sicil numaranızı bilmezken, Bill Gates'in E-mail adresini biliyorsanız...
- Tebrik kartlarını imzalarken imzanın sonuna :-) işareti koyuyorsanız...
- Telefonda konuşurken kağıda :-) gibi şekiller çizip hangisi daha iyi diye düşünüyorsanız...
- Verilerinizi her gün yedekliyorsanız, hatta nüfus cüzdanı, ehliyet gibi belgelerin fotokopilerini saklıyorsanız...
- CD denildiğinde, aklınıza müzik en son geliyorsa...
- Tatildeyken veya tuvaletteyken elektronik aletlerinizin kullanım kılavuzlarını okuyorsanız...
- Ekmek kızartma makineniz veya oturma odası takımınız yokken eve fotokopi makinesi aldıysanız...
- Ekran koruyucunuzu saç şeklinizden daha çok değiştiriyorsanız...
- Kapınıza gelen ansiklopedi satıcılarını kovarken, E-Mail ile gelen ya da teletext izlerken araya giren reklamları ilgiyle izliyorsanız...
- Internetteki büyük tartışma gruplarına bayram mesajı atarken, babanıza telefon etmeyi unutuyorsanız...
- Bilgisayarcıya gittiğinizde müşterilerle konuşurken yanlış birşey söyleyen satıcıyı düzeltip önünüzdeki yirmi dakikayı diğer müşterilerin sorularına cevap vermekle geçiriyorsanız...
- Form doldururken adres kısmına E-Mail adresi yazıyorsanız...
- Bu esprilerin tamamını anlıyorsanız...
- Bu esprileri tanıdığınız insanlara E-Mail, telefon veya faks ile ulaştırıyorsanız: Teknoloji, hayatınızı kontrol altına almıştır. Çok çabuk bir Afrika safarisine çıkın ve yanınıza İsviçre çakısından başka birşey almayın!
Joe Mullich, AmericanWay Magazine'de böyle söylüyor.

14. ŞİİR YASAĞI
Şeyh Şamil, şiir yazmayı yasaklıyor.
Naibleri şaşırıyor. "Nasıl olur? Siz şiir severdiniz."
"Merak etmeyin" diyor Şeyh Şamil. "Gerçek şairler, yasak masak dinlemez, onlar gizli de olsa şiire devam eder. Sahte şairler ise, bu yasaklamadan çekinir ve şiir yazmaktan vazgeçer. Böylece şiiri kurtarırız."

15. 1994'ÜN AMERİKAN ADLİ TIP DERNEĞİ'NİN 1994'teki ödül yemeğinde başkan Don Harper Mills, San Diego'daki dinleyicilerini, aktardığı acayip bir ölüm olayındaki adli komplikasyonlarla şaşkına çevirdi. İşte hikaye: 23 Mart 1994'te Ronald Opus'un cesedini inceleyen adli tabip onun kafasından yediği kurşunla öldüğü sonucuna vardı.
Müteveffa, 10 katlı bir binanın tepesinden intihar niyetiyle aşağı atlamıştı. (Umutsuzluğunu geride bıraktığı bir notta açıklıyordu.) 9. katın önünden geçerken pencereden gelen bir kurşunla hayatı sona ermişti. 8. kat penceresi düzeyinde cam silicileri korumak için konulmuş bir ağ bulunduğunu, ne silahı çeken ne de müteveffa biliyordu. Kurşun olmasaydı Opus'un intihar girişimi zaten başarılı olamayacaktı. Normal olarak, diye devam etti Dr Mills, intihar etmeye karar veren biri, mekanizma tasarladığı gibi olmasa da, bunu eninde sonunda başarır. Opus'un 9 kat aşağıdaki kesin ölüm yolunda vurulmuş olması, muhtemelen, onun ölüm modunu intihardan cinayete çevirmeyecekti. Fakat onun intihar girişiminin başarılı olmayışı savcıyı elinde bir cinayet vakası olduğu düşüncesine itti.
Silahın patladığı 9. kattaki odada yaşlı bir adam ve karısı yaşıyordu. Tartışıyorlardı ve adam kadını silahla tehdit ediyordu. Öyle sinirlenmişti ki tetiği çekti, mermi kadını ıskalayarak pencereden dışarı yöneldi ve Opus'a isabet etti. Bir insan A şahsını öldürmeye teşebbüs eder fakat B şahsını öldürürse, o B şahsını öldürmekten suçludur.
Bu suçlamayla karşı karşıya kaldığında hem adam hem de kadın silahın dolu olmadığı konusunda kesinlikle emindiler. Yaşlı adam uzunca bir süreden beri boş silahla karısını korkutmayı alışkanlık haline getirdiğini söyledi. Öldürme kastı yoktu. Böylece Opus'un öldürülmesi bir kaza oluyordu, yani silah kazara doldurulmuştu.
Araştırmalara devam edilince, ölümcül kazadan yaklaşık 6 hafta önce yaşlı çiftin oğlunu silahı doldururken gören bir bir tanık ortaya çıktı. Anlaşıldığına göre, yaşlı kadın oğlundan mali desteğini çekmişti ve babasının onu silahla korkutma temayülünü bilen oğul, onun annesini vuracağını umarak silahı doldurmuştu. Artık olay oğlun Ronald Opus cinayetinden sorumlu olduğu noktasına gelmişti.
Tam bu sırada yeni bir viraj çıktı. Araştırmalara devam edilince annesinin ölümünü bir türlü başaramayışı nedeniyle oğlun umutsuzluğunun arttığı anlaşıldı. Bu onu 23 Martta10 katlı binanın tepesinden atlayarak intihar etmeye itmişti. Ancak ölümü planladığı gibi olmamıştı; 9. katın önünden geçerken pencereden gelen kurşunun kafasına isabet etmesi nedeniyle Ronald Opus'un hayatı sona ermişti.
Dosya intihar olarak kapatıldı.

Bu bölüme, kendi belirlediginiz konuyla ilgili bir yazı girin.

ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın